ÜÇÜNCÜ YENİ'YE DAİR / Nihat KAÇOĞLU

Kendimi Üçüncü Yeni şairi olarak gördüm.Muhafazakar biri olmamakla beraber, hatta Tevfik Fikret gibi batılı düşünen biri olmama rağmen Üçüncü Yeni hareketinin şiirde heceyi, aruzu yani ölçüyü; nesirde kuralı esas alan fikri tam da şiir ve nesir anlayışıma uygun düştü.Neden derseniz Paul Verlaıne'ın mısralarıyla yanıt vereyim:

 

'Musiki, herşeyden önce musiki...
Havalanan bir şey olmalı mısra...'

 

Yani şair, şiirin şiir olabilmesi için iç sese, yani ahenge, yani musikiye, yani ölçüye sahip olması gerektiğini gayet veciz bir şekilde belirtmiş.

 

Gelelim Üçüncü Yeni kavramına...Malumunuz Orhan Veli ve arkadaşları tüm vezin ve ölçü kurallarını alt üst ederek, şairane denen tarzı yadsıyarak serbest vezinli yepyeni bir çığır açtılar şiirde. Buna da 'Garip Hareketi' ya da 'Birinci Yeni Hareketi' diyoruz.Sonraları Edip Cansever, Sezai Karakoç ve Turgut Uyar gibi şairlerin anlamsızlığa kadar varan; kapalı, soyut şiir denen ve 'İkinci Yeni' adıyla anılacak bir şiir hareketi geliştirdiği görülür.Bu şiir telakkileri aslında Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati şairlerinin, Fikret'in, Cenab'ın batı özenticiliğinin çağdaş versiyonlarıydı. Oysa bizim bir aruz ve hece veznimiz vardı.Nedim'ler, Fuzuli'ler, Gevheri'ler, Yahya Kemal'ler, Aşık Veysel'ler hiç ölmeyecek eserler ortaya koymuşlardı bu eski ırmakta. Öyle ya...Ziya Paşa merhumun:

 

'görmeden asar-ı nisanın bahar elden gider
güller ahir ram olur amma hezar elden gider'

 

veyahut Aşık Veysel'in:

 

'sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
avlasam çöllerde saz ile seni'

 

söyleyişlerindeki ustalığa Batı Edebiyatı varmış mıydı acaba?

 

İşte Sefa Koyuncu bunu gördü. Bizim kendi öz şiir ve nesir sanatımız dururken yabancı sanatları taklide gerek yok kanısına vardı.Elbette şiir evrenseldir.Rimbaud'dan da, Byron'dan da yararlanmalıyız; ama bizim öz malımız dururken neden başka bir biçim seçelim ki şiire ve nesre? Sefa Koyuncu bunu gördü ve eskiye dönüşe 'Üçüncü Yeni' adını verdi. Aslında Üçüncü Yeni adı tartışılır. Üçüncü Yeni akımını kurarak Türk şiirinde bir devrim yapan, Türk şiirinin kilometre taşlarından biri olmaya namzet olan Sefa Koyuncu bey elbette bunun yeni değil eski bir tarz olduğunu biliyor, ama Üçüncü Eski diyemeyeceğimize göre, Üçüncü Yeni adını telaffuzda bir beis görmüyordu.Üçüncü Yeni Türk-İslam değerlerine bağlıdır demişti sayın Koyuncu. Ben belki de Üçüncü Yeninin daha sosyal demokrat yanını temsil eden bir şairim. Hece ve aruz ne sağın ne de solun tekelinde değildir, olamaz. Sanat için sanat prensibini benimsemiş olmakla beraber toplum için sanat prensibini yansıtan bir iki şiirim var.Velhasıl-ı kelam Üçüncü Yeni şiiri her ne kadar eskinin bir tekrarı gibi gözükse de klasizme dönüşü ve ölçülü nazımla nesri çağdaş bir potada eritmeyi hedef saydığı için bir devrim ve yeni bir atılım olarak görülmelidir. Bektaşi nefesi tarzında yazılmış tasavvufi bir şiirimle son vermek isterim beyanatıma:

 

VAKIF OLSAM (nefes)

 

vakıf olsam ben de sırr-ı hilkate
erenler bağından gül derebilsem
alev alsam yansam nar-ı hasrete
sevda yangınından kül derebilsem

 

dolaşsam derbeder dergah u dergah
tutsa ellerimden bir pir-i agah
kalmazdı kederim olurdum iflah
bezm-i marifetten yol derebilsem

 

derler ki tahammül gerektir hare
gönül sabretmeli yansa da nare
bir seher erkenden girip gülzare
bülbül-i şeydadan dil derebilsem

 

mecal kalmaz imiş pervanelerde
derman biter imiş divanelerde
ağlayı ağlayı meyhanelerde
şarab-ı emelden fal derebilsem

 

gelmişim bu dehre çile çekmeye
hicran tarlasına hüsran ekmeye
şu fani alemde derdim dökmeye
ben de bir münasip kul derebilsem

 

kimse eremedi şir-i nihad’e
tavrı laubali tabı azade
mürşid-i kamile olsam amade
hikmet çiçeğinden bal derebilsem


NİHAT KAÇOĞLU

***

 

TEBRİKLER NİHAT BEY!

 

Nihat Bey, tespitleriniz gayet yerinde, elbette ki Türk şiiri kimsenin tekelinde değildir. Şiirin sağı solu olmaz. Şiir şiirdir ve isteyen, seven herkesindir. Sizin gibi, meseleyi kuram boyutunda kavrayan bir dost bulmak güzel. Belirttiğiniz gibi bizim klasik dönemi aynen taklit etmek gibi bir derdimiz yok; zaten kültürel değişim sebebiyle buna imkan da yok. Şiirimizin kendi temeli üzerindeki tarihî gelişimini dikkate alarak, vezinli şiirle, yaşadığımız dönemin sesi olmak istiyoruz. Çağın küreselleşme, çevre, açlık, savaş, su vb. problemlerini yansıtmanın gayreti içindeyiz. Irak'ta Kanlı Şafak isimli kitabım da buna ilk örnektir. Çalışmalarımız çok yönlü devam ediyor ve gayet iyi gidiyor.

 

Üçüncü Yeni kavramıyla ilgili söylediklerinize de katılıyorum; Üçüncü Yeni, eskinin çağdaş versiyonu ve serbestle bozulan Türk şiirinin restorasyonu sayılabilir. Diğer taraftan, bu adda biraz ironi olduğunu da belirtmeliyim; ancak dikkat edilirse bu ironi Birinci Yeni adından itibaren vardır. Yusuf Ziya Ortaç, Akbaba dergisindeki yazısında, bunu trajik bir biçimde dile getirmiştir. 'Garip'çiler bin yıllık vezinli Türk şiirini alaya almışlardır. Üçüncü Yeni adı bir bakıma Bir ve İkinci Yeni'ye ironik bir misillemedir. Bu düşüncelerimi manzum olarak da çok kere dile getirip yayınladım. İşte onlardan biri:

 

*iğnelik...

 

İRONİ

 

Bir ve İkinci Yeni,
Geldi 'Garip' fikirle...
Bozdu mâhut düzeni,
Alay etti şiirle!
...
Oldu Frenk esîri,
Yedi türlü nâneyi!
Talan etti şiiri,
Vezni ve kâfiyeyi!
...
Ölçü gerektir bize,
Bitti serbest senfoni!
'Üçüncü Yeni' size,
Şâhâne bir ironi!

 

Sefa Koyuncu
 
Kaynak: http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=377146

 

Nihat Bey, siz forumlarda Üçüncü Yeni'nin sesi oldunuz. Bu gayretleriniz değerlendirilecek ve mutlaka hak ettiği yeri bulacaktır. Sağlıcakla kal, Üçüncü Yeni dost!

 

SEFA KOYUNCU

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !